Gezi & Yemek

Aladağlar Senfonisi

Yazar : - Tarih : 23/07/13 -  Yorum Yazılmamış

Aladağlar Senfonisi

Kendine karşı zafer kazanmak istiyorsan, sadece tırman tatlım.

Kimilerinin hayran olduğu,kimilerinin “allah akıl fikir versin çocuğum” dediği dağcılar ve  içinde tırmanma tutkusu olan herkes bilir ki, bu duyguyu en tatmin eden yerlerden biri Kayseri-Niğde-Adana sınırları arasında yer alan Aladağlar’dır. 3500 metreden yüksek elliden fazla zirveye sahip olan bu dağ dizisine gidip de geri dönmek isteyen kimseyi tanımadım henüz.  İçinde barındırdığı çeşitli alpin bitkiler ve hayvan çeşitliliği sebebiyle 1995 yılında Milli Park ilan edilen Aladağlar, yaz ve kış faaliyetleri için tüm dağcıların ağzını sulandıran çikolatalı pasta gibi. Üstelik kolay sayılabilecek bir ulaşım imkanı da mevcut. Ulaşımı özel aracınızla sağlayabildiğiniz kadar toplu taşımayla yapmanız da mümkün. Niğde Otogar’dan kalkan Çamardı otobüsleriyle, tırmanışa başladığımız nokta olan Demirkazık Köyü’ne ulaşmakta herhangi bir sıkıntı yok yani. Sadece indi bindi telaşı var. Eğer çok kalabalık gidiyorsanız, sizi dağın belli yerlerine kadar götüren traktörleri kullanabilirsiniz. Açık havada tıngır mıngır bir yolculuk. İnsan daha ne ister? Eğer Temmuz başlarında giderseniz, sakın kiraz yemeden dönmeyin, pişman olursunuz o kadar söylüyorum.

Dediğim gibi Aladağlar’daki  zirve sayısını saymakla tüketemem ama en büyük zirvesini söylemezsem de ayıp etmiş olurum. Yıllardır en yüksek zirve olarak bilinen Demirkazık (3756), son yıllarda yapılan hassas ölçümlerle bu ünvanı Kızılkaya’ya  (3767) kaptırdı maalesef. Olsun, ismi yeter Demirkazık’ın. Adını Demirkazık köyünden aldığını düşündüğüm bu zirvede, gerçekten de demir bir kazık bulunuyor. Kim, niye oraya demir bir kazık dikti hiçbir fikrim yok. Umarım altında herhangi bir ironi yoktur.

Koskoca iki yılım, Aladağlar’a gitmek için bir sebep yaratmaya çalışmakla geçti desem yeridir. Ama olmayınca olmuyor işte. Zaten hayat hep böyledir. Hiçbir şey olmaz olmaz, sonra her  şey birdenbire olmaya başlayıverir.  Temmuz 2013’e kısmetmiş Aladağlar’a gitmek, iyi ki de öyleymiş. Tüm iç çatışmalarımdan uzaklaştığım, çakralarımı açtığım bu yer, kim olduğu bilinmeyen sevgiliye kavuşmanın mutluluğunu yaşattı bana. Gece boyunca burnumu toprağına gömüp kokusuyla kendimden geçtim. Koynunda uyumak tam anlamıyla dinlendirici, mutluluğum muazzamdı.

Hızlıca anlatmak gerekirse, toplam 9 kişiden oluşan süpersonik ekibimizle 6-7 Temmuz 2013 tarihlerinde Büyük Demirkazık zirvesi gerçekleştirmek için Cumartesi günü 08.30’da bir araya geldik. Otogarın karşısında bulunan ve birçok dağcının uğrak noktası olan bir esnaf lokantasında mercimek çorbası, sıcacık bazlama, doğallık abidesi domates ve biberden oluşan bir menüyle sabah kahvaltımızı yaptık. Demirkazık Köyü’ne geldik, hazırlığımızı yaptık ve 12.30 civarında Sokulupınar Vadisi’nden Büyük Demirkazık tırmanışına fiili olarak başladık. Mutluluğa ve bilinmeyene olan yolculuğumuzun ilk durağı, kamp alanımız olan Narpuz II Vadisi’ydi. Tırmanışa başladığım ilk andan itibaren sırtımdaki 17 kg yüke eşlik eden şey, yüzümdeki gülümseme ve içimdeki zirve heyecanıydı. Anı, tarifsiz bir keyifle yaşıyordum.

Daha da güzeli bu keyfi yaşayan sadece ben değildim. Ekibimizin enerjisi o kadar yüksek,  aramızdaki uyum o kadar rayındaydı ki 15:30 gibi kısa bir sürede 2500 metre yükseklikte olan kamp alanımıza vardık. Doğal su kaynağına olan yakınlığımız oldukça idealdi, kamp attığımız alan ve tabii ki manzaramız da…

Yerleşme, yeme, içme, muhabbet, şarkı, türkü derken akşam oldu. Çadırımızın manzarası kıskanılmayacak gibi değildi doğrusu. Aidiyet böyle bir histi işte, her zaman güven verirdi.  Aladağlar senfonisi başlamıştı artık, düşünceleri rüzgarın sesiyle beslemek için 20:30 gibi tulumlarımıza girdik. Her zaman söylerim: “yalnızlık bazen fazla güzeldir.”

Ertesi gün sabah 02:00’de kalkıp sıkı bir kahvaltı yaptık,  zirve çantalarımızı ve ekipmanlarımızı kontrol ettikten sonra 03:00’de Narpuz II’den başlayan ve Kızılçarşak istikameti üzerinden ilerleyeceğimiz zirve yolculuğumuza başladık. Hızlı ilerliyorduk… Kızılçarşak yolunu, zorluk derecesi 3/3+’yı (zorlayıcı olmayan bir tırmanış seviyesi) geçmeyen kaya tırmanışı ile kolayca geçmeyi başardık. Motivasyonumuz tavandı. Gece 02:00’de başlayan Büyük Demirkazık klasik rota yolculuğumuzu 08.30’da misler gibi tamamladık. Hepimizde bir terminatör edası vardı, zirveye ayak bastığımız o an ne kadar da güçlüydük tanrım!

Ve zirve… Gururla harmanlanmış tarifsiz bir özgürlük hissi, genimizdeki fethetme arzusunun en masum hali…  3756 metrede hissedilen o harikulade acizlik ve biz de buradaydık diyebilmenin verdiği zafer duygusu anlatmaya değil, kesinlikle yaşamaya değer. Aladağlar’ın diğer zirveleri etrafımızı sarmış bize selam veriyor, kendilerinden yüksekte olduğumuz için adeta bizi takdir ediyordu. Kızılkaya, Küçük Demirkazık, Emler, Güzeller ve diğerleri… Hepiniz ne kadar da güzeldiniz!  Erciyes ve Hasan Dağı bize uzaktan el sallarken,  kocaman evrende minicik bir nokta olmanın bilincine bir kez daha varıyorduk. Etrafımızda modernleşme zayiatı beton yığınları olmadan ne kadar da çaresizdik. Özgürlüğe bulanmış bir yitiklik duygusu; doğaya,var oluşa ve evrene duyulan hayranlıkla bütünleşmişti. Ne kadar da uçsuz bucaksızdı her şey tanrım, sonsuzluk demek ki böyle bir şeydi.

Tüm bu düşünceler arasında ortalama bir saat geçirerek, bir şeyler atıştırdık, fotoğraf çektik ve sonra da  inişe başladık. Herkesin bildiği gibi iniş, çıkıştan çok daha zordur  ve çıkılan yerin ne kadar zor olduğu ancak iniş esnasında belli olur. Belli bir kısmı ipsiz olarak inmeyi başarsak da, ayağımızın kayma ihtimali olan yerlerde ip kullanmayı tercih ettik ve 13.30 sularında kamp alanına ulaştık.  Kampa dönüş yolundaki  Kızılçarşak inişini hayatım boyunca unutamayacağım sanırım. Onlarca dakika süren çarşak çıkışını 15 dakika gibi kısa bir sürede inmiştik. Karlar arasından değil de taşlar arasından kaydığınızı düşünün. Çarşak zemin tam anlamıyla karnaval yeriydi, sinek arabasının peşinden koşan çocuklar gibiydik. Fazla çocuk, fazla mutluyduk.

Tek sıkıntı botlarımın parçalanmış olmasıydı ki normalde böyle şeyleri çok dert eden biri değilimdir. Ancak yanımda yedek bot yoktu.  Sandaletlerim, yerde kaygan bir zemin ve yer yer uçurumun olduğu 3 saatlik bir yürüyüş mesafesi, endişelenmem normal sayılırdı herhalde.

Neyse ki, süpersonik ekibim imdadıma yetişti ve herhangi bir problem olmadan Sokulupınar Vadisi’ne ulaştık. Yorgunluktan bitap düşmüş beden ve mutluluğa doymuş kalplerimizle İstanbul’a dönmek için yeniden yollara düştük.

2 gün boyunca Aladağlar’da yaşadığım büyüleyici huzuru anlatmaya ne yapsam gücüm yetmez. Attığım her adımın yarattığ his gözlerimi dolduracak kadar güçlüydü.  Rüya gibi geçen zorlu iki günün ardından en kısa zamanda görüşeceğimize dair sözleştik Aladağlar’la. Sözümün eriyimdir, koynunda uyumaya en kısa zamanda tekrar gideceğim. Zor olan her şey güzel midir bilemiyorum ama her zorluk onun kadar hayat dolu olacaksa ömür boyu uğraşmaya razıyım ben.

Yaşadığım her acizlik, her zaman bu kadar keyif verir umarım.

Hep benimle kal Aladağlar olur mu?

Hiç durma ve her zaman benimle kalmaya devam et.

sekil4

İtoturumu Zirvesi Günbatımı – Çadırımızın manzarası

sekil1

Sokulupınar Vadisi – Ana kamp alanı. Duş, wc ,yiyecek gibi ihtiyaçlar karşılanabilir.

sekil2

Narpuz I Vadisi – Tırmanışa başlıyoruz!

sekil3

Narpuz II Vadisi – Kamp Alanı

sekil5

Kızılçarşak Çıkışı

sekil8

Zirve Defteri

sekil11

Kızılçarşak İnişi

Yazı: Rukiye Ülkü Katıtaş

Fotoğraflar: Sakarya Dağcılar Topluluğu

Etiketler: , , , , , , , ,

Lütfen Yorum Bırakın