Gezi & Yemek

INTERLAKEN – MÜRREN

Yazar : - Tarih : 27/01/14 -  Yorum Yazılmamış

Çocuğum olursa adını Alpler koyacağım… Alper değil Alpler, karışmasın lütfen.

İsviçre’nin şehirleri hakkında söyleyecek çok fazla sözüm yok. Emekli amiral, general ve muadili abiler gelip İsviçre’nin gri şehirlerine hayat verebilir. Ülke sakinleri, sonbahardaki havaya nasıl tahammül ediyor bilmiyorum. Bunun için özel kimyasal madde kullanıyor olabilirler hakikatten. Şehirleri görmezden gelip, Alp eteklerindeki dağ köylerine uzanıyorum şimdi. Anlatacağım şeyler aklınızı alacak baştan söylüyorum bakın… Çünkü canlarım, İsviçre Alpleri’nde hayat, taze tereyağı kokuyor.

İki kişiydik. Kasım başında Paris’ten Cenevre’ye uçup, oradan da trene atladığımız gibi koyulduk Interlaken yoluna. Bern aktarmalı tren için kıçımıza kaçan (affınıza sığınıyorum) bilet fiyatı kişi başı 79 CHF idi. Yani 59 Euro, yani o zamanki miktarıyla 160 TL civarı. (Euro’nun 2.7 olduğu zaman). 2 saatlik bir tren yolculuğu için can yakıcı bir miktar hakikatten. Hayıflanmamızla Interlaken’e gelmemiz bir olmuştu yani o kadar söyleyeyim. Interlaken’e ulaştığımızda hava çoktan kararmıştı. Ama şanlıyız ki oteli kolaylıkla bulmuştuk. Zaten başından sonuna kadar yürüyerek yarım saatte fethedilebilecek bir yerden bahsediyoruz. Interlaken West ve Interlaken Ost tren istasyonları arasını sürünerek 1 saatte alabilirsiniz örneğin. Şahane değil mi?

Otelimiz Youth Hostel. Yanlış hatırlamıyorsam iki gece için ortalama 90 $ civarında bir şey ödedik. Kişi başı tabii ki. İşte pahalı yani, boşuna yakınmıyoruz. Gereksiz derecede kaliteli olan barınağımızı iki uzak doğulu çocukla paylaşıyorduk bu kez. Uzak doğulu siyasilerin, tüm vatandaşlarını aynı anda sınır dışı etmek gibi bir politikası var heralde. Kafamızı çevirsek onlar, elimizi sallasak onlar. Gözlerimiz fıldır fıldır bir İspanyol, bir İtalyan efendime söyleyeyim bir Portekiz falan aradı. İllallah ettik çekik gözlü kardeşlerimizi görmekten, iflahımız kesildi. Asla ırkçı bir kişilik değilimdir ama her şeyin fazlası zarar demişler. Neyse, dedim ya akşam saatlerinde geldik diye, etrafı göremiyor oluşumuz yarın sabahki heyecanımızı körüklüyordu haliyle. Ama bu heyecan yerini açlıktan düşen şeker, tansiyon ve bilumum rahatsızlıklara bırakınca, kendimizi hızlı bir akşam turunda bulduk. Meşhur Amerikan Hooters’ı es geçerek ilk gördüğümüz yere oturduk. Göğüs dekolteli çıtır kızlar ve 7/24 spor kanalının bulunduğu bir bar ilgimizi çekmiyordu. O yüzden tercihimiz McDonald’s oldu. Bir müddet İsveç McDonald’s lezzeti McRelatte’yle zevkten aya uçmakla meşgul olduktan sonra, ciğerlerimizi taze havayla doldurarak otele döndük. Yol boyu hamburgeri konuştuk desem abartmış olmam sanırım. O açlığın üzerine böyle bir lezzet tam anlamıyla coşku sebebiydi. İsviçre peynirleriyle yapılan bu spesiyal hamburgeri unutmak, fast food dünyasına hakaret etmek olurdu. Otele vardıktan sonra güzel bir duş alıp, yarın için dinlendik. Bayram sabahı kırmızı pabuçlarını giymek için heyecanlanan o küçük kızı hatırladınız değil mi? Yatağa uzandığımızda ondan hiçbir farkımız yoktu. 1 Kasım gecesini böyle bir ruh haliyle kapatmış olduk. “İnsan uyandıktan sonra rüyası gerçeğe karışıp devam eder mi?” diye sorsalar vereceğimiz cevap belli: “Ediyormuş hakikatten, hem de ne ediyormuş…”

Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz manzaraya bakıp mutluluktan çıldırmak oldu. Işık hızıyla hazırlanıp kahvaltımızı yaptık ve açık büfenin faidelerinde yararlanarak yedek sandviçlerimizi hazırladık. Tam bir Türk zihniyeti yani. Kahvaltı çeşitliliği bizim kültürümüze ziyadesiyle uyduğu için yabancılık çekmedik hiç. Ama meşhur İsviçre peynirleri bizim damak zevkimize göre fazla ağır. Dolayısıyla ev yapımı tereyağı eşliğinde yemek, tadını çok daha anlamlı bir hale getiriyor. Hadi yeri gelmişken kısa bir “combo” tarifi vereyim: “Bir dilim ekmeğin üzerine tereyağ sürün, üstüne Nutella çekin, en üste de marmelat ya da reçel ilave edin”. Bunu yedikten sonra Alpler’e koşarak çıkabileceğinizi garanti ediyorum. Her neyse, kahvaltımızı da bu şekilde yaptıktan sonra otelden 3 saatliğini 9 CHF’ye kiraladığımız bisikletlerle cennet vatan Interlaken’i turlamaya başladık. Abartıyorsam yatırıp doğrayın beni, mutluluktan çığlık çığlıdaydım. Seviçten salgıladığım seratonin, kulaklarımdan fışkırıyordu. İnsanın Heide olası, dağlarda keçi sütü sağası geliyor.

Interlaken, Bern’in en çok bilinen dağlık bölgesi olan Bernese Oberland’de yer bir kasaba ve benim yeni gözdem. O kadar ki, Yeni Zelanda’dan sonra dünyanın en büyük ikinci ekstrem spor destinasyonu olan İsviçre’nin en çok ziyaret alan merkezi. Thun ve Brienz gölleri arasında yer alıyor ve koynunda bir de nehir besliyor, Aar Nehri. Interlaken’e olan turist akınının tarihi ta 1800’lü yıllara, natürmort ressamların burayı keşfetmesiyle başlıyor. Zaten burası insanı ya şair yapar, ya ressam ya da Zeki Müren. Alpler’deki dağ köylerine ve Avrupa’nın trenle çıkılabilen en yüksek noktası olan Jungfraujoch (3,450 m)’e kadar ulaşım sağlayan bu kasabaya tapmamak imkansız. Jungfraujoch, Avrupa’nın en çok bilinen Jungfrau (4,158 m) ve Mönch (4,107 m) dağlarının arasında yer alan ve görmeden ölünmemesi gereken yerlerden biri. Koskoca Jungfrau, Interlaken’ın Höheweg Caddesi’nden göz kırpıyor işte, boş yere heyecan yapmıyorum yani. Ekstrem sporların hakim olduğu bir yerde tabii ki gece hayatı olmaz. Onun yerine hava dalışı, bungee jumping, canyoning, yamaç paraşütü, kayak, dağcılık ve dağ bisikletçiliği var. Canın hangisini istiyorsa takıl, bundan güzel hayat mı olur? Yerlileri terminatör olarak doğdukları için, şehir içi ulaşımda genellikle bisikleti tercih ediyorlar. Otobüs var ama böyle bir “makineye” burda hiç gerek yok hakikatten. O yüzden biz de Interlaken’in keyfini bisikletlerimizle çıkarmak istedik. Yol bizi nehrin yanındaki ormana götürdü. Öyle ki kayan yıldızlardan oluşan, sarı-kırmızı yapraklarla kaplı bir toprak yoldu burası. Çıtırdayan yapraklar, huzurun ta kendisiydi. Mutluluğa boğularak pedallamaya devam ettik. Ta ki arkadaşımın arka tekeri patlayana kadar. Hayal kırıklığımızı anlatıp tadımı kaçırmayacağım şimdi. Sürdüğümüz o kadar yolu başımız önde, elimizde bisikletlerle geri döndük. Biraz dinlendik ve en çok bilinen dağ köylerinden olan Mürren (1650 m) yollarına koyulmak için 14.00’teki trenimizi beklemeye başladık. Aslında 14.00 Mürren’e gitmek için cidden geç bir saat. Çünkü hava zaten 17.00’de kararıyordu. Ama ertesi gün ayrılmak durumunda olduğumuzdan dolayı 2 saat için de olsa gidecektik dağ köylerine. Kenara not ediniz, Mürren’e ulaşım şu şekilde sağlanıyor: Interlaken West ya da Interlaken Ost tren istasyonlarından trene biniyorsunuz ve Lauterbrunnental’de iniyorsunuz. Oradan da, tren biletine dahil olarak satın aldığınız otobüs sizi Stechelberg’e kadar götürüyor. Stechelberg’e vardıktan sonra Mürren’e kadar yürümeyi tercih edebilirsiniz. Harika bi hiking rotası çünkü. Ama biz zamanı verimli kullanmanın derdinde olduğumuz için teleferik ile çıktık. Onun tadı da bir başka tabii ki, karşımızdaki paraşütçü çocuklar da manzaraya müthiş yakışıyordu Allah için. Madem Mürren’e çıkacak vaktimiz yoktu biz de dönüşü yürüyerek yaparız dedik. İçimizde bırakmadık hiçbir şeyi. Neyse, tüm bu gezinin maaliyeti 25 CHF (Interlaken-Stechelberg arası, gidiş dönüş, tren+otobüs), 10 CHF (Stechelberg -Mürren arası, tek gidiş, teleferik). Yani toplamda kişi başı ücret 35 CHF’ye tekabül etti.

Her bir kuruşuna değdi.

Ve gelelim Mürren’e…
Nasıl tarif edeceğim bu hissi hiç bilmiyorum. Aslında çok heyecanlı bir tip olmama rağmen hayatta nutkumun tutulduğu çok az şey vardır. Tüm dengem alt üst oldu desem abartmış olmam hakikatten. Mürren, Alp’lerin kalbinde ve 1650 m yükseklikte yer alan turistik bir dağ köyü. Ne kadar turistik olduğunu şu şekilde ifade edeyim, nüfusu 450 kişi ama 2000 kişiyi ağırlayabilecek bir hostel kapasitesi mevcut. Bir yerin manzarası, Jungfrau (4,158 m), Mönch (4,107 m) ve Eiger (3,970 m) zirvelerinden oluşuyorsa işte orda bir durup ağlamak, sonra bir gün oralara tırmanabilmek için Tanrı’ya yalvarmak gerekiyor. Diğer dağ köylerinin de hakkını yemeyeyim ama. Wengen, Isenfluh, Gimmelwald diğer önemli köyler. Oralara gitme şansımız olmadı ama biliyorum ki Mürren kadar lezzetli yerler. Lezzet demişken Schilthorn’dan bahsetmeden geçmeyeyim. Mürren’in yukarısında 2,970 m’de yer alan Schilthorn’da panaromik bir dağ manzarası eşliğinde yemek yeme hazzı yaşayabileceğiniz bir restoran var. Cebinizi yakıp, kalbinizi ısıtacak cinsten. Teleferikle ulaşmak mümkün. “Bi daha mı gelicez dünyaya” derseniz, basın parayı gitsin.

Biz Schilthorn’a gidemedik ama Alp’lere bu kadar yakın olmak bizi ziyadesiyle uçurmuştu. Tüm zirveler heybetli birer baba gibi gözlerini dikıp, kolluyordu bizi. Gezdiğim onca yer arasında kendimi ait hissettiğim en anlamlı yerdi burası. Ağır çekimde havai fişek gösteri izlemek gibi bir duyguydu bu. Her saniyesi ömre bedeldi. Mürren’i gezmeye, taze havasını solumaya doyum olmasa da hava kararmaya yüz tutmuştu bile. Dönüşü yürüyerek yapacağımız için artık ağzımızın suyunu toplayıp yola koyulmamız gerekiyordu. Ama tüm çabalarımıza rağmen, otobüse bineceğimiz yere varmadan bir saat önce hava kararmıştı. Arkadaşım 3.5 atmakla meşgulken, ben de yanımda bivak torbası (dağcılıkta kullanılan bir çeşit acil durum sığınağı. Özel su geçirmez bir malzemeden yapılır, rüzgardan ve yağıştan korur, hafif ve taşıması kolaydır) ve kafa lambası olmadığı için şansıma tükürmekle meşguldüm. Çok telaşlanmadım ama cep telefonunun ışığı yetersiz kaldığı için sürekli olarak taşlara takılıp tökezledim. Neyse kazasız belasız aşağıya kadar indik. Bilinçsizliğimizden dolayı iki otobüs kaçırdığımız için 1.5 saat otobüs bekledik. Otele varmamızla duş alıp yataklara dalmamız bir olmuştu. Bazı talihsizlikle yaşamış olsak da, Interlaken’deki günlerimizin hakkını yıkılana kadar verdik. Ertesi gün, yolculuğumuza Bern ile devam edecektik. O yüzden sabah erkenden kalktık. Kahvaltımızı, yerden tavana uzanan devasa camlardan geniş caddeye bakarak ve rüzgarda savrulan sarı yaprakları izleyerek yaptık. Yine huzurla tamamlamıştık kendimizi. Kapalı alanlardan yağmuru izlemek mükemmeldi ama az sonra o rüzgarın içinde yer alacağımızı bilmek acı veriyordu.
Masalın sonuna gelmiştik.

Trene bindikten bir saat sonra Bern’deydik artık ama kalbimiz Interlaken’deydi.

Hani bütün masallar mutlu biterdi?

Yazı: Rukiye Ülkü KATITAŞ
Fotoğraf: Rukiye Ülkü Katıtaş
Hande Bilir/Web

Mürren (1650 m)
foto1

Interlaken Harita
foto2

McDonald’s – McRaclette Menü
foto3

Interlaken – Aar Nehri
GEDSC DIGITAL CAMERA

Interlaken Höheweg – Jungfrau Manzarası
foto4

Jules Louis Frédéric Villeneuve – “Höhenweg à Interlaken”(1823) 670px-Höhenweg_der_Aarmühle_nach_Interlaken_1830

Interlaken – Yerleşim Bölgesi
foto6

Interlaken – Otel Manzarası
foto7

Interlaken – Koyunlar
foto8

Interlaken – Çiftlik
foto9

Interlaken – Orman
foto10

Interlaken – Asma Köprü
foto11

Interlaken – Mürren Arası Teleferik Hattı
foto12

Mürren Railway
foto13

Welcome to Mürren
foto14

Mürren – All We Need Is Peace, Love and Swiss Alps
foto16

Mürren – Dağ Manzarası
foto17

Mürren – Tren Yolu – Criss Cross
foto15

Schilthorn – Restoran
foto19

Yol Bilgisi
foto5

Mürren – Alpler – Dönüş Yolu
GEDSC DIGITAL CAMERA

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Lütfen Yorum Bırakın