Gezi & Yemek

“SELAM, HALA HAYATTAYIM”

Yazar : - Tarih : 07/12/13 -  1 Yorum

“Her yol bir gün biter, yenilerini aramaya gücün var mı?”  diye sorsanıza bana.

Valla var. Sağlığım yerinde olduğu müddetçe beni hiçbir şeyin kolay kolay yerimde tutabileceğini sanmıyorum artık. Cesaretten alev aldığım zamanlarda, beni paklayacak tek şeyin seyahat etmek olduğunun çok iyi farkına vardım çünkü. Kısaca özet geçeyim:  24 yaşındayım, reklam yazarıyım. Çalışma hayatına başlayalı hepi topu 2 yıl olmuşken; masa başında cinnet getirme törenlerine imza attığım çok olmuştur. İşimi deliler gibi sevmeme rağmen, iş hayatının rutin çalışma temposu benim gibi düşünen herkesin yaşam enerjisini yok ediyor çünkü. Belli zamanda belli yerde bulunmak ofis disiplini için gerekli olsa da verimli çalışma sürecini çoğunlukla tıkayan bir etken ne yazık ki. İş yaşamındaki az buçuk deneyimim ve engin gözlemlerimden çıkardığım bir sonuç varsa, o da şudur:  “Çalışma disiplini denen şey insanın öz benliğinde saklı”. Bu disipline herkes sahip olmadığı için,  benim gibi kendi disiplini altında krallık kurmak isteyen zavallılar da can çekişiyor maalesef. Çözümün ne olduğu konusunda herkes bir şeyler söylese de ben kısa vadede efektif bir çözüm bulamadım. Ama şimdiye kadar verdiğim en doğru kararlardan birini verdim: “İstifa ettim”. Ve bu kararı 29 günlük bir Avrupa turuyla kutlayarak, her gün kendime övgüler yağdırdım durdum. Kazanacağım yeni bakış açılarını, masa başında yaşadığım sıkışık hayata değişmediğim için aynadaki aksime öpücükler kondurdum.  Zamanı kaybetmeyi değil, yaşamayı tercih ettiğim için de gururdan patlama noktasına geldim diyebilirim.

Her neyse,  durum aşağı yukarı bu şekilde…

Gelelim birbirinin içine geçmiş bu 29 günde neler yaşadığıma. “Birbirinin içine geçmiş” diyorum çünkü cidden akıl bulandıran bir yoğunlukla yaşadım her şeyi. Amsterdam, Brugge, Paris, Interlaken, Mürren, Bern, Cenevre, Barselona, Milano, Venedik, Padova, Roma, Viterbo, Bracciano, Bolonya, Siena, Floransa, Viyana, Budapeşte ve Bratislava olmak üzere sırt çantamla toplam 20 farklı yerde bulundum. Peki geri döndüğümde neler mi kazanmıştım?

İşte başlıyoruz:

“Turist olmanın aslında ne kadar sığ bir eylem olduğunu, marifetin her şeyi göze almış bir gezgin olmakta olduğunu anladım. Gördüğüm herkesi birbiriyle kıyaslama şansım oldu. İnsanları, kültürlerini ve yaşadıkları o kafaları onlar gibi yaşayarak deneyimledim. Avrupa’nın doğu ve batısını, alışkanlıklarını, tarzlarını, sosyal hayatlarını yakından gözlemledim. Bit pazarına falan gittim. Bizimle olan benzerlik ve farklılıkları saymaktan bitap düştüm. Bisiklete binen 70’lik teyzeler, ölmeyi unutmuş ama gezmekten vazgeçmeyen ihtiyar delikanlılar, umurlarında olmadan herkesin fotoğrafına girmeyi vazife edinmiş uzak doğulu abiler gibi arketipler oluştu zihnimde. İçim dışım katedral/şapel oldu. Avrupa mimarisinin bir çeşit gurmesi oldum. Çıplak heykel incelemekten iflahım kesildi.  Müze gezmekten sıkıldım. Her fırsatta bir bisiklete atlayarak sıkıntımdan kurtuldum. Zamanı doğru kullanmayı öğrendim. Paramı dengeli harcamayı da. İçinde bulunduğum birçok anı tam anlamıyla hissetmeyi başardım. Gücümün bittiği noktada, sabrımın devreye girdiğini gördüm. Sırtımda taşıdığım 15 kiloluk yol arkadaşımdan hiç şikayet etmedim. İnsanın ne kadar parası varsa, o kadar harcamaya ihtiyaç duyduğuna bir kez daha şahit oldum. Fazlasını istemedim, fazlasını istememeyi öğrendim. Kıyafet denen şeyin modern yaşamın asalak bir kuruntusu olduğunun farkına vardım. Yanımda götürdüğüm kombinlerden hiç  giymediklerimin olduğunu gördüğümde, kendime inceden bir küfür savurdum. Yetinme duygusuyla güçlendim. Özgüvenim tavan yaptı. Yeni yollar öğrendiğimde, evreni yeniden inşa edebilecek güce sahip olduğumu hissettim. Metroların kurdu oldum. Sevdiklerimin yokluğuna alıştığımı fark ettim garip bir şekilde. Muhtemelen onlar da benim uzakta olduğum gerçeğini kolaylıkla kabullendiler.  Lokmalarımı yavaş yavaş çiğnedim, yavaş yavaş yedim içtim. Zamanın içine o kadar gömüldüm ki, yaşadığım anı uzattıkça uzattım. Yağmur altında ağır ağır dolaştım. Envai çeşit kahveyle, zevkten köşelerime bölündüm. Enfes yerel biralarla muhabbetin dibine vurdum. Futbol konuştum, Türkiye’deki futbol gerçeğini tartıştım. Ben yaptım bunu, inanılır gibi değil. Gittiğim her yerde “acaba burada yaşar mıyım?” sorusunu sordum. Bir müddet cevabını veremedim ama en sonunda orta çağdan kalma bir kalenin içinde yaşamaya, ev yapımı makarnalarla dolu basit bir hayat sürmeye karar verdim.  Beynin “gördüklerini kaydetme” özelliği karşısında el pençe divan durdum; bu kadar  mucizevi bir yaratık olduğum için Tanrı’ya bir kez daha şükrettim. Algılarım harikuladeydi. Başkalarının takdirini kazandıkça, daha mütevazı olmaya başladım. Heyecanımı paylaşan herkese karşı da daha hümanist… Onlarca kez kaybolup, yüzlerce kez doğru yolu buldum. Hayat bir labirentti ve çıkış için birçok doğru yol vardı nihayetinde. Bulduğum doğru yolların beni hiç yanıltmadığını gördüm. Yabancı kişilerle daha çok iletişim kurdum, daha çok gülümsedim. Ben güldükçe onlar da güldü. Onlar güldükçe “iyi ki buradayım lan” dedim. Kendi kendime vakit geçirmekten muazzam keyif aldım. Kendimi bu kadar sevdiğimi bilmiyordum mesela, garip. Tek dert elimde sonsuz tane otoportremin olmasıydı. Çektiğim fotoğraflar hep aynı pozdu ama ben her defasında biraz daha farklıydım sanki. Kendimleyken çok düşündüm. Her şeyi. Daha çok okudum, daha çok dinledim, daha çok yazdım. Kendime verdiğim sözleri tutarak, kendimi yüceltmeyi başardım. Sonsuzmuşum gibi hissettim. Bana yardımcı olan insanlara karşı minnetle dolup taştım. Başkalarına daha özenli bir şekilde yardım etmeye başladım. Esnek bir plan çerçevesinde ilerlemenin, yolculuğu daha verimli kıldığına şahit oldum. Elimde dolaştırdığım bir tomar kağıdın hakkını verdim. Harita okumayı öğrendim. Sorunların çözümleriyle var olduğunu gördüm. Stres yönetimi hakkında akademik bir makale yazacak kıvama ulaştım. Bir yere varsam da varmasam da tüm yolların bittiğini gördüm. Olayın yeni yollar bulmaya çalışıp, açmaya üşenmemekte saklı olduğunu anladım. Her şeyde böyleydi bu. Keşfetme arzusuyla tutuştum. Başarmanın hazzıyla büyüdüm. Sevdiklerimi merakta bırakmamanın gerekliliğini anladım bir kez daha. Bahaneleri elimin tersiyle ittim ve bir şeyleri ertelemeyi sonsuza kadar bıraktım. Yarın yaşayacağımızın garantisini veren bir kurum yoktu nihayetinde. “Zamanı yönetemeyen hiçbir şeyi yönetemez” diye bir söz var. Bu söz sürekli kafamdaydı, hedefimi canlı tutuyordu. Böylelikle, amacıma ulaşmak için günlük en az %1’lik bir ilerleme kaydetmeyi alışkanlık haline getirdim. Yolculuğuma destek olan herkese, hayatımda daha fazla yer vermeye başladım.”

Geri kalan herkese de buradan seslenmiş olayım: “Selam,  hala hayattayım!”

İşte böyle… Kaybolmaktan daha da korkmuyorum şimdi. Bu bilmediğim bir ülke de olsa, kendi düşüncelerimde kaybolmak da olsa  fark etmiyor. Yolculuğa başlamak, bir adım atmaktan ibaret gerçekten. Tadını alıp devam etmiyorsak, bir an önce kafamızdaki sıkıntıların ne olduğunu bulmak, bahaneleri bırakmak ve yola çıkmak lazım.

“Kaybettiğimiz zamanın tek sorumlusu biziz; kaybetmemekse bizim tercihimiz” ve muadili sözler söyleyen abiler vardır ya hani, haklılarmış işte.

Hak-lı-lar-mış.

Bu büyük sözün üstüne daha fazla bir şey söylenmiyor.

Yazıların devamında görüşmek üzere…

Artık dağılabiliriz.

 

Yazı ve Fotoğraf: 

Rukiye Ülkü KATITAŞ

 

Brugge/Belçika

brugge 2

Amsterdam/Hollanda

amsterdam2

Paris/Fransa

paris

Interlaken/İsviçre

interlaken 1

Mürren/İsviçre

mürren 1

Bern/İsviçre

bern

Cenevre/İsviçre

cenevre

Barselona/İspanya

barcelona

Milano/İtalya

milano

Venedik/İtalya

venedik 1

Padova/İtalya

padova

Roma/İtalya

roma

Viterbo/İtalya

viterbo

Bracciano/İtalya

bracciano

Bolonya/İtalya

bolonya 1

Siena/İtalya

siena

Floransa/İtalya

IMG_9177

Viyana/Avusturya

IMG_9327

Budapeşte/Macaristan

budapes 2

Bratislava/Slovakya

bratislava

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum »

  • Yiğit Ertem dedi ki:

    Sevgili Rukiye,

    Öncelikle hoşgeldin. Yazını okudum ve bayıldım gerçekten :)) Bu yolculuk sadece sıradan bir gezi olmamış senin için anlaşılan açıkçası bir içsel yolculuğa da çıkmışsın.

    Korkuların üzerine gitmişsin, gelecekte ne olacak ne yapacağım kaygısı gütmeden net kararlar almışsın. Ve kendini bu güzel gezi ile ödüllendirmen de harika bence..

    Yazıyı okurken çok keyif aldım, içsel yolculuğun bizi de aydınlatıyor..İnsanlara şevk, cesaret aşılıyor. Bir kere geldiğimiz bu hayatın aslında bizim seçimlerimizden ibaret olduğunu çok güzel anlatıyorsun..

    Hayatta senin bu cesaretle adım attığın hareketleri ödüllendirecek. Hiç bir çevre baskısı olmadan aldığın kararlar için ileride kendine çok teşekkür edeceksin, iyi ki yaptım diyeceksin.

    Hayat çok güzel bir yolculuk, bazen acı bazen tatlı ama mutlu olmak için ise bizi mutlu eden şeyleri daha çok yapmamız gerektiğini idrak etmemiz gerekiyor. Bu tabii bazen hemen olmuyor ama adım atmak çok önemli. Bazen hızlıca karar vermek bazen ise geçişli bir şekilde hayallerimize doğru yüzmek gerekiyor ama kesinlikle adım atmadan olmuyor..

    Bu yazını bir hoşbulduk yazı olarak kabul ediyoruz ve gezdiğin yerleri bizlere içsel yolculuğunda hissettiğin şeylerle birlikte anlatımının devamını bekliyoruz..

    Hoşgeldin tekrar, yazılarını özlemişiz..

    Kalemine sağlık :))

Lütfen Yorum Bırakın