Gezi & Yemek

TÜM MASALLARIN YAZILDIĞI YER: BRUGGE

Yazar : - Tarih : 15/02/14 -  Yorum Yazılmamış

Şimdi eğri oturup doğru konuşmakta fayda var, ben ve ev arkadaşım çok da romantik tipler sayılmayız. Ama bilin ki, Brugge ruhuna uyum sağlamak için kemik çatlatan bir soğukta eteklerimizi giyip, hanım hanımcık bir makyajla dolaşmaya karar verdiysek, bu şehir romantizmden ölüyor demektir.

Evet… Bu güzide şehrimizde hem Felemenkçe hem de Fransızca konuşulduğundan mütevellit, Brugge kelimesinin farklı kullanımlarına rastlamak mümkün. Felemenkçe Brugge, Fransızca Bruges olan bu ayaklı orta çağ şehri, Belçika’nın kuzeyindeki Batı Flandra’nın başkenti. II. Dünya Savaşı’nda zarar görmediği için günümüze kadar kazasız belasız ulaşması insanlık için büyük bir şans gerçekten. Brugge öyle büyük bir tarihi miras ki, o zamanlardan günümüze mevcut ölçülerinin dışına taşmamış bile. Dolayısıyla tarihi şehir merkezinin UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde yer alması tesadüf sayılmaz. Gezerken dikkatli olun; 17. yüzyıldan kalma malikaneler arasında dolaşırken, damarlarınızdaki romantizm sizi esir alabilir. Kanallarda su yerine huzur akıyıor çünkü. Ulaşım için kanallar çok fazla tercih edilmese de, kullanımı mümkün. Ancak Brugge halkının asıl kazancı turizm olduğu için, parayı kanallarda yapılan gezilerden kırıyorlar. Toplamda 40 kanal mevcut. Bu haliyle, Kuzey Avrupa’nın Venedik’i sayılıyor. Sevmiyorum bu benzetmeyi ben. İstanbul içine inşaa edilen o Venedik’ten bozma A++ beton yığınları geliyor aklıma. Çakma lüks hayatlar insanı neden bu kadar mutlu eder anlamıyorum. Neyse, söz konusu olan şey bir Flaman kültürüyse; bira, çikolata ve dantelden bahsetmemek ayıp olur. Sipariş verip çikolatadan heykelinizi yaptırmak, o heykeli dantelle süslemek ve heykelin yanında damacanayla bira tüketmek isteseniz muhtemelen hayır demezler. Ama sakin olun ve sakın böyle bir megolamanya içine düşmeyin. Onun yerine saygı duyun Brugge’e. Çünkü Flaman ressamların doğuş yeri olan Brugge, orta çağdan bu yana Jan van Eyck ve Hans Memling gibi alaylı ressamları kazandırdı bize. Ortalama 120 bin kişinin yaşadığı bu kenti saymaya kalksanız, her şeye rağmen o kadar insanı bulamayacaksınız gibi geliyor.

Brugge hakkındaki genel bilgiler böyle. Gelelim bize… Amsterdam’dan 29 Ekim 2013, saat 09.00 sularında başlayan tren maceramız saat 15.30’da Brugge’e ulaşmamızla son buldu. Macera diyorum çünkü ortalama 2 saat sürmesi gereken bir yolculuğun 4-5 tren aktarmasıyla 6 saate çıkmış olması küçük çaplı bir macera sayılır hakikatten. Hem gittiğimiz yerlerin tadını çıkaralım, hem de zamanı efektif kullanalım diye yırtınırken, sinirimizi bozan bu küçük krizi geride bırakmaya karar vererek, bir gece konaklayacağımız yer olan St. Christopher’s Inn Bauhous’a kadar geldik. (Amsterdam-Brugge tren ücreti kişi başı 32 Euro, otel konaklaması kişi başı 18 Euro)

Zaten aşık olduğumuz St. Christopher ailesi bizi yine hayal kırıklığna uğratmamıştı. Otele vardığımızda ilk işimiz, buraya kadar gelebildiğimiz için ahşap doğramaları öpmek oldu. Sonra odamıza ışınlandık ve 10 dakikalık hızlı bir dönüşüm sonrası, tarihi Brugge sokaklarını arşınlamaya hazır hale geldik. Biraz acele etmeliydik çünkü 2 saat içinde hava kararacak ve tüm bu orta çağ güzelliği karanlığa gömülecekti.

Jane Austen’ın hikayelerini anlatan bir ambiyans vardı Brugge’de. Giderseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Her sokak başında Aşk ve Gurur’u yaşamak isteyecek, her adımda hayatınızın aşkının size yaklaşmasını bekleyeceksiniz. Bunların hiçbirisi gerçekleşmeyecek ama böyle takılmak gayet hoşunuza gidecek. Biz de sonuna kadar tadını çıkardık bu durumun. Ama benim romantik anlarım, çikolataya benzeyen bina çatılarını kemirmek istememle sona erdi. Olsun, yine de çok güzeldi.

Hayran hayran dolaşırken, harika bir kanalın yanında muazzam bir çikolata dükkanı bulduk. Zaten dükkanı görmemizle içeri zıplamamız bir oldu. Birkaç çeşit çikolata ve waffle alıp, nefes almadan tükettikten sonra, yaklaşık yarım saat süren bir kanal turuna başladık. (kiş başı 7.5 Euro) Kuzey’in Venedik’i ya burası, bunu yapmasak olmazdı. Böylece gezeceğimiz yerlerin büyük kısmını kanal bakış açısıyla deneyimlemiş olduk.

Gezdiğimiz sokak ve meydanlarda; Belfry Kilisesi, Adalet Sarayı, Holy Blood Şapeli, Our Lady Kilisesi ve Astrid Park’ı ziyaret ettik. Biz her yeri dolaşmaya gayret ettik ama eksik kalan yerler oldu maalesef. Size zaman planlamasını gayet titiz bir şekilde yapmanızı ve istisnasız her bir sokakta dolaşmanızı öneriyorum. Ayrıca Çikolata Müzesi ve De Halve Maan bira fabrikasını da es geçmeyin derim. Bira fabrikası, tüm biraseverlerin aklını alacak 45 dakikalık bir rehberli tura sahip. O yüzden bu fırsat kaçmaz. Ayrıca Brugge Meydanı ve Markt Meydanı’ndaki gotik mimari yapıları ağzınız açık gezecek, kanallardaki huzuru boş kavanoz şişelerine doldurmak isteyeceksiniz.

Karaya ayak bastığımızda hava kararmaya yüz tutmuş, aç olmanın verdiği boşluk hissiyle yemek yeme isteğimizi dizginlemek istemiştik. Böylece ilk bulduğumuz waffle’cıya atlamış olduk. Brugge, yağmurda ıslanmış bir kız çocuğu gibiydi. Ne olduğunu bilmediğimiz tarihi bir binanın merdivenlerine oturduk, bir süre birlikte takıldık. Mutluyduk, aptalca şeylere gülmek müthiş iyi geliyordu.

Araştırdığımız kadarıyla Brugge’de yenilecek en güzel şey mevsime özgü deniz mahsülleriydi. Ancak biz zaten mevsim dışı bir zamanda gitmiştik ve turist avcılığı söz konusu olduğunda biliyorduk ki hiç kimse bize acımayacaktı. Dolayısıyla temkinli davranarak, meydanda değil de ara sokakta yer alan alafranga bir İtalyan restoranında takılmaya karar verdik. Garson, numaracı olduğunu hissettirmeyecek kadar kibardı. Rezervasyonumuz olup olmadığını sordu, olmadığını öğrenince de “bugün şanslı gününüzdesiniz, çünkü sizin için yerimiz var” dedi. Sevinmiştik turist gibi. Halbuki arkamızdan gelen 5 çifte daha aynı şeyi söyleyince anladık üçkağıtçı olduğunu. Neyse, “nihayetinde o da ekmek parası peşinde” deyip tüm insani duygularımızla tagliatelle, tapas ve biralarımızla kendimizden geçmeye başladık.

Yemek faslımız biraz uzun sürmüştü ama hiç de şikayetçi değildik. Gezmiştik, doymuştuk ve ertesi gün Paris’e gitmek üzere yola çıkacaktık. Ancak henüz tren bileti almamıştık ve bunu bir an önce halletmemiz gerekiyordu. Otele gidip üzerimize kalın bir şeyler giymeye ve biletlerimizi almak için otelden bisiklet kiralamaya karar verdik. Ancak resepsiyondaki seksi kız, bisikletlerde aydınlatma olmadığı için böyle bir şey yapamayacağını söyledi. Sanki trafik vardı, sanki sapık kaynıyordu her yer, sanki kanala yuvarlanacaktık. Çok ısrar ettik ama ikna edemedik seksi şeyi. Yürümeye karar verdik, son kez etrafı görmek iyi gelecekti, çünkü umduğumuzdan çok daha az vakit geçirebilmiştik Brugge’de. Yine tekrar edeceğim, romantizmde boğulmak isteyen çiftler balayı için buraya gelmeli, üstelik akşam saatlerinde de muazzamlığı devam ediyor.

Akşam yürüyüşünün bıraktığı izlenimden oldukça memnun kalsak da, Paris için ödediğimiz 65 Euro’luk bilet ücreti içimizi biraz acıtmıştı. Yaptığımız hesaplamalar sonucunda trenle üç saate gidilebilen bir yere, durmaksızın yürüyereyek 30 saatte varabiliyorduk. İşte böyle kirli işler peşindeyken otele gelmiştik bile. Biraz lobide takılıp, sabah erkenden kalkmak üzere yataklarımıza çekildik. Brugge için 2 günden fazlası da sıkardı diye tahmin ediyorum; nihayetinde hayatın sabah 10.00’da başlayıp akşam 18.00’de sona erdiği bir yaşam alanından bahsediyoruz.

Elimizden geldiğince zamanı ağırdan alarak vakit geçirdik Brugge’de. Ertesi gün 07.00’deki trenimize de sorunsuz yetişerek birkaç saat içinde Paris’e ulaştık.
Tüm o huzurlu kanalların yerini büyük bir metropol çılgınlığı almıştı. Kısa sürede ona da alışacaktık…

Ve evet merak edenler için ek bilgi: Tükettiğiniz çikolata miktarına dikkat edin. Yoksa kırmızı alerji kabarcıklarını böcek ısırığı sanarak kendinizi teselli etmeye kalkabilirsiniz.

Yazar: Rukiye Ülkü KATITAŞ
Fotoğraf: Rukiye Ülkü KATITAŞ
Hande BİLİR/Web

Welcome to Brugge
1- brugge-kapak
St. Christopher Inn – Bauhous
3
Brugge Sokakları
4
Brugge Kanal Turları
5
Kilise Silueti
6
Church of Our Lady Silueti
7
Adalet Sarayı: The Provinciaal Hof.
8
Kilise Mimarisi
9
Rozenhoedkaai Kanal Manzarası
10
Tarihi Kemer
11
Çikolata Dükkanı
12
De Halve Maan Bira Fabrikası
bira
Markt Meydanı
13
Brugge Manzarası
Urlaub in Brügge 22. bis 25. Mai 2008
Dantel İşlemeleri
15
Brugge Meydanı
16
Waffle
17
Belçika Birası: Brugse Zot
18
Çikolata Dükkanı
19
Brugge Akşam Manzarası
20

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Lütfen Yorum Bırakın